Binbir Gece Masalları, hafızalarımıza hep çocuk masalları olarak yerleşmiş. Ama Şehrazadın öyküleri tam hayatı anlatıyor...
Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır. Güya aşktan söz ederler; oysa hainlik onları sarıp giysilerinin titreşiminde şekillenir. Yusuf`un dediklerini saygıyla anımsa; Adem`i cennetten kovdurmak için iblisin kadını kullandığını unutma! Kendine de güvenme! Bir işe yaramaz! Çünkü yarın, bağlandığın kişide saf aşkın yerini çılgın bir tutku alacaktır. Hele hiç şöyle deme: Aşka düşersem, aşıkların çılgınlığına kapılmayacağım! Sakın bunu söyleme! Çünkü gerçekte kadınların ayartısından yakasını sıyırmış bir erkek, olmayacak şeydir...
Bu satırlar, herkesin çocukluğundan hatırladığı bir eserden. Hafızalarınızı yokluyor, ama hatırlayamıyorsunuz, değil mi? Oysaki bu satırlar, defalarca kitaplarda okuduğumuz, televizyonda ya da sinemalarda izlediğimiz Sindbad, Alaaddin`in Sihirli Lambası ya da Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi masallarla aynı kitapta, Binbir Gece Masallarında yer alıyor.
Binbir Gece Masalları hakkında neler biliyoruz? Kaç kişi bu kitabı sonuna kadar okudu? Bununla ilgili ilginç bir söylenti var: Bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimse okuyamamış. Üstelik okuyabilen de ölürmüş...
Binbir Gece Masallarının öyküsü gizlerle dolu. Bütün bunların geçmişleri ya da çıkış noktaları tarihin bilinmeyen zamanlarında ve doğunun uçsuz bucaksız topraklarında kayıp. Onları kim ya da kimler uydurmuş? Işıltılı ve renkli anlatımlar yüzlerce yıl sonraya nasıl aktarılmış? Masalları anlatan
Şehrazad kimdi?
Devamı > http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00523/
İsmail Gezgin, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi genellikle kızlara anlatılan masallardaki şifreleri irdelemeye çalıştığı, ancak sembolleri açıklamakta yetersiz kaldığı, tüm bu imgelerin Doğu masallarındaki izdüşümüne değinmediği bir ön çalışma niteliğindeki kitabında kan, aşk, şehvet, tutku, kadın, erotizm, günah, suç, bekaret, baştan çıkarma, korku gibi temalar çerçevesinde, Proppyen masal çözümlemesine yaklaşmış. Handiyse tümünün anlatı çerçevesinin, prenses ya da benzerince idealize edilen evlilik işlevi etrafında kurulduğu masalların, baş kahramanları her ne kadar kadınlarsa da erkek kahramanın muradı daima baskın çıkar. Saflığın ve masumluğun temsilcisi bakire kızlar cinsel bir obje olarak görülmelerine karşın işlevsel ve yaşanan bir cinsellik içinde değildirler. Cinsel işlev ya da işlevsizlik durumu, peri kızlığından cadılığa, üvey analıktan kocakarılığa geçiş evreleriyle belirlenir. Cinsel işlevi azaldığı, arındığı oranda serbestleşir, toplumsal kabul görür ancak kadın. Masal evreninin “femme fatale” ya da demonik kahramanları olan cadılar, büyücüler, üvey anne ve kardeşler, peri kızlarını ve prensesleri meşru yoldan çıkarmakta, bakireyi, fallik objelerle dolu, cinselliğin yasak ve cezbedici imgeleriyle yüklü mekânlara taşımakta erkeğin en büyük yardımcısıdır. Eril iktidarın gizlenmesinde birincil süpablardır cinsiyetsiz, fakat fitneyle hemhâl zelil bir kösnünün göstergesi bu yardımcı kadın tipolojileri... Erkekler yine usta bir manevrayla kadını kadının kurdu kılar. Onların, bir kültürün ritüellerini sürdürerek bilinçaltlarındaki kadın korkusunu mitsel canavarlara, kadına karşı tecavüz ve şiddet mitlerine dönüştürmesine karşı yazılan feminist masallara -Gezgin’in hiç değinmediği-, bu masalların yazarlarına getirmek istiyorum sözü son olarak. Evlendiği barondan uğursuz bir miras olarak frengi hastalığı kapan ve bedenindeki aksaklığı masalların dünyasında dönüştüren Karen Blixen (Isak Dinesen), Seven Gothic Tales’de kahramanlarını, Boccaccio'nun Decameron’u, Canterbury Masalları, E.T.A.Hoffman'ın Masalları’ı ve Binbir Gece Masalları’nı andıran fantastik bir dünyada gezdiren; Winter's Tales de İskandinav halk masallarından yararlanarak genel kabulleri dönüştüren bir efsane cadısıdır. Yine bedenindeki bir aksama sürecinde yarattığı “Pippi Uzun Çorap” karakteriyle, masaldan hayata, Hollywood filmlerinden kadınların birbirlerine bakışlarına transfer olan prototipi felçeden Astrid Lindgren’in küçük anarşist kızı geleneğe, ahlâka ve kurumlara başkaldırır. Kanlı Oda’da “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Pamuk Prenses” masallarını feminist bakış açısıyla yeniden yazan Angela Carter, masalı belirsiz zamandan kurtararak şimdiye getirir. Anlatıcı ile anlatılan arasındaki ayrışmanın son bulduğu bu metinlerde Carter, masalın özgün seyrine bağlı kalsa da rollerin değişimi ve kullandığı tekniklerle içerikleri bozuşturan postfeminist bir yapı kurar. Genç, deneyimsiz, bâkire oldukları için adeta “yarı-dünyalı” muamelesi gören kızlardır kahramanları. Antonia Susan Byatt, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı'nda kadına içkin doğayı gerçeklikle harmanlayıp Viktoryen masallar anlatır; masalları ters yüz ederek ormana, cadılara, kurtlara atılan çocukları ve bilinçaltındaki ödül-ceza mekanizmasını irdeler. Birer ucubeyi andıran ceninler ve grotesk bebekler, Byatt’da olduğu gibi Joyce Carol Otaes’ın gotik masallarında da çıkar karşımıza. “Arsız” ve cüretkâr bir masal seçkisi olan Feministlere Masallar’da ise Meave Binchy, Zoe Fairbairns, Ivy Bannister, Mary Dorce, Leland Bardwell, Mairide Woods, yine mağdur, mağlup, mağrur, mahkum ve maharetli kadınları dönüşüme uğratır. Krallar, prensler, prensesler, günümüzün kahramanlarıyla yer değiştirir; paranın kralları ya da onların çocuklarıdır yeni kahramanlar. Ataerkinin, kodlarını aktaramadığı an, kadını iğdiş etmenin aracına dönüştürdüğü masallardaki cinsel tahakkümle, etnik, dinsel ve sınıfsal ayrımcılıkla kimi kadınlar korkusuzca savaşabilir; bu fantastik evrendeki cadılardan ve büyücülerden korkanlar ise bir türlü büyüyemeyen erkeklerdir.
Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız'dan İlk Günah'a
İsmail Gezgin, Sel Yayınları, 127 sayfa
Kaynak > http://kritisyen.blogspot.com/2008/05/f ... allar.html
Binbir Gece Masalları, hafızalarımıza hep çocuk masalları olarak yerleşmiş. Ama Şehrazadın öyküleri tam hayatı anlatıyor...
Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır. Güya aşktan söz ederler; oysa hainlik onları sarıp giysilerinin titreşiminde şekillenir. Yusuf`un dediklerini saygıyla anımsa; Adem`i cennetten kovdurmak için iblisin kadını kullandığını unutma! Kendine de güvenme! Bir işe yaramaz! Çünkü yarın, bağlandığın kişide saf aşkın yerini çılgın bir tutku alacaktır. Hele hiç şöyle deme: Aşka düşersem, aşıkların çılgınlığına kapılmayacağım! Sakın bunu söyleme! Çünkü gerçekte kadınların ayartısından yakasını sıyırmış bir erkek, olmayacak şeydir...
Bu satırlar, herkesin çocukluğundan hatırladığı bir eserden. Hafızalarınızı yokluyor, ama hatırlayamıyorsunuz, değil mi? Oysaki bu satırlar, defalarca kitaplarda okuduğumuz, televizyonda ya da sinemalarda izlediğimiz Sindbad, Alaaddin`in Sihirli Lambası ya da Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi masallarla aynı kitapta, Binbir Gece Masallarında yer alıyor.
Binbir Gece Masalları hakkında neler biliyoruz? Kaç kişi bu kitabı sonuna kadar okudu? Bununla ilgili ilginç bir söylenti var: Bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimse okuyamamış. Üstelik okuyabilen de ölürmüş...
Binbir Gece Masallarının öyküsü gizlerle dolu. Bütün bunların geçmişleri ya da çıkış noktaları tarihin bilinmeyen zamanlarında ve doğunun uçsuz bucaksız topraklarında kayıp. Onları kim ya da kimler uydurmuş? Işıltılı ve renkli anlatımlar yüzlerce yıl sonraya nasıl aktarılmış? Masalları anlatan
Şehrazad kimdi?
Devamı > http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00523/
İsmail Gezgin, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi genellikle kızlara anlatılan masallardaki şifreleri irdelemeye çalıştığı, ancak sembolleri açıklamakta yetersiz kaldığı, tüm bu imgelerin Doğu masallarındaki izdüşümüne değinmediği bir ön çalışma niteliğindeki kitabında kan, aşk, şehvet, tutku, kadın, erotizm, günah, suç, bekaret, baştan çıkarma, korku gibi temalar çerçevesinde, Proppyen masal çözümlemesine yaklaşmış. Handiyse tümünün anlatı çerçevesinin, prenses ya da benzerince idealize edilen evlilik işlevi etrafında kurulduğu masalların, baş kahramanları her ne kadar kadınlarsa da erkek kahramanın muradı daima baskın çıkar. Saflığın ve masumluğun temsilcisi bakire kızlar cinsel bir obje olarak görülmelerine karşın işlevsel ve yaşanan bir cinsellik içinde değildirler. Cinsel işlev ya da işlevsizlik durumu, peri kızlığından cadılığa, üvey analıktan kocakarılığa geçiş evreleriyle belirlenir. Cinsel işlevi azaldığı, arındığı oranda serbestleşir, toplumsal kabul görür ancak kadın. Masal evreninin “femme fatale” ya da demonik kahramanları olan cadılar, büyücüler, üvey anne ve kardeşler, peri kızlarını ve prensesleri meşru yoldan çıkarmakta, bakireyi, fallik objelerle dolu, cinselliğin yasak ve cezbedici imgeleriyle yüklü mekânlara taşımakta erkeğin en büyük yardımcısıdır. Eril iktidarın gizlenmesinde birincil süpablardır cinsiyetsiz, fakat fitneyle hemhâl zelil bir kösnünün göstergesi bu yardımcı kadın tipolojileri... Erkekler yine usta bir manevrayla kadını kadının kurdu kılar. Onların, bir kültürün ritüellerini sürdürerek bilinçaltlarındaki kadın korkusunu mitsel canavarlara, kadına karşı tecavüz ve şiddet mitlerine dönüştürmesine karşı yazılan feminist masallara -Gezgin’in hiç değinmediği-, bu masalların yazarlarına getirmek istiyorum sözü son olarak. Evlendiği barondan uğursuz bir miras olarak frengi hastalığı kapan ve bedenindeki aksaklığı masalların dünyasında dönüştüren Karen Blixen (Isak Dinesen), Seven Gothic Tales’de kahramanlarını, Boccaccio'nun Decameron’u, Canterbury Masalları, E.T.A.Hoffman'ın Masalları’ı ve Binbir Gece Masalları’nı andıran fantastik bir dünyada gezdiren; Winter's Tales de İskandinav halk masallarından yararlanarak genel kabulleri dönüştüren bir efsane cadısıdır. Yine bedenindeki bir aksama sürecinde yarattığı “Pippi Uzun Çorap” karakteriyle, masaldan hayata, Hollywood filmlerinden kadınların birbirlerine bakışlarına transfer olan prototipi felçeden Astrid Lindgren’in küçük anarşist kızı geleneğe, ahlâka ve kurumlara başkaldırır. Kanlı Oda’da “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Pamuk Prenses” masallarını feminist bakış açısıyla yeniden yazan Angela Carter, masalı belirsiz zamandan kurtararak şimdiye getirir. Anlatıcı ile anlatılan arasındaki ayrışmanın son bulduğu bu metinlerde Carter, masalın özgün seyrine bağlı kalsa da rollerin değişimi ve kullandığı tekniklerle içerikleri bozuşturan postfeminist bir yapı kurar. Genç, deneyimsiz, bâkire oldukları için adeta “yarı-dünyalı” muamelesi gören kızlardır kahramanları. Antonia Susan Byatt, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı'nda kadına içkin doğayı gerçeklikle harmanlayıp Viktoryen masallar anlatır; masalları ters yüz ederek ormana, cadılara, kurtlara atılan çocukları ve bilinçaltındaki ödül-ceza mekanizmasını irdeler. Birer ucubeyi andıran ceninler ve grotesk bebekler, Byatt’da olduğu gibi Joyce Carol Otaes’ın gotik masallarında da çıkar karşımıza. “Arsız” ve cüretkâr bir masal seçkisi olan Feministlere Masallar’da ise Meave Binchy, Zoe Fairbairns, Ivy Bannister, Mary Dorce, Leland Bardwell, Mairide Woods, yine mağdur, mağlup, mağrur, mahkum ve maharetli kadınları dönüşüme uğratır. Krallar, prensler, prensesler, günümüzün kahramanlarıyla yer değiştirir; paranın kralları ya da onların çocuklarıdır yeni kahramanlar. Ataerkinin, kodlarını aktaramadığı an, kadını iğdiş etmenin aracına dönüştürdüğü masallardaki cinsel tahakkümle, etnik, dinsel ve sınıfsal ayrımcılıkla kimi kadınlar korkusuzca savaşabilir; bu fantastik evrendeki cadılardan ve büyücülerden korkanlar ise bir türlü büyüyemeyen erkeklerdir.
Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız'dan İlk Günah'a
İsmail Gezgin, Sel Yayınları, 127 sayfa
Kaynak > http://kritisyen.blogspot.com/2008/05/f ... allar.html
Dön İnanç Dünyasında Evlilik ve Aile Kavramı
Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir