Ertelenmiş Cinsellik

Forum kuralları
Bu bölüm sadece bilgi alışverişi amacıyla açılmıştır. Lütfen evlilik ve aile konuları dışında dini bilgilerden ALINTI YAPMAYIN. Unutmayalım ki burası dini içerikli bir site değil.

Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen vefa » Prş Şub 18, 2010 7:25 pm

http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Rop ... daha_vahim
-->

- Dindarlığın kadınlara erkeklerden daha çok yakıştığını söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
- Gerçeğin bir diğer adı ratio, yani akıl. Kadınların ratio ile
irtibatı erkeklerden farklı. Kadında doğa ve yaşam, erkeğe nispetle
daha belirleyicidir. Kadın erkeğin yaptıklarını yapmaya, yani
erkekleşmeye karar verdiğinde, erkeğin yapamadıklarını yapabilen
tarafını kaybetti. Aklı olan kanat çırpamaz. İrfan, insanın akıldan ve
gerçekten vazgeçip kanatlanmayı seçmesi demektir. Kadının mutluluğu,
uçabilme yetisinde saklıydı. Gerçeğe ve akla tekme atabilme
becerisinde. Oysa şimdi kadın akıllandı, erkeğe ezdirmem kendimi diyor.
Ama mutsuz!

ŞÖVALYELİK ESKİDENDİ
- Her kadında bir erkeğin, her erkekte de bir kadının bulunduğunu
yazarken erkekle kadını nasıl bu kadar kolay ayırabiliyorsunuz?
- Kadını biyolojik açıdan ayıran doğa, sosyolojik açıdan ayıransa
toplum! Bense kadın-erkek ayrımının üçüncü tarafıyla, yani felsefi
yönüyle ilgileniyorum: kadının özüyle... Eskiden kadınların rakipleri
yine kadınlardı, bugünse erkekler! Modernlik, asıl, kadınlığın özüne
zarar verdi.

- Cinsellik ve müstehcenlik İslam'da değil, Hristiyanlık'ta tabudur
diyorsunuz, öyleyse neden bu kadar namus cinayetiyle karşılaşıyoruz?
- Namus cinayetlerinin temelinde cinsiyet değil, mülkiyet sorunu
vardır. Modernleştikçe, yani mülkiyetin yeni formlarıyla tanıştıkça
'cinayet' (suç) teknikleri de değişiyor. Modern erkek artık kadını için
canını tehlikeye atmaz, onun için ölmez. Şövalyelik eskidendi. Bir
buseyle uyandırılabilecek kızlar yok olunca, beyaz atlı prensler de
tarihe karıştı.

- Bu dönüşümde, sizin tabirinizle 'geciktirilmiş cinselliğin' payı da var mı?
- Elbette. Mesela kızlarımın biri 20, diğeri 21 yaşında. Bir
sürpriz olmadığı takdirde 27-28 yaşından evvel evlenemeyecekler.
Çevremde böyle 30 yaşına kadar cinselliklerini erteleyen binlerce insan
var! Sebebi ne olursa olsun bu ertelemenin ruhi ve manevi bir bedeli
var ve kolay kolay kapanmayacak derin yaraları, derin acıları...

- Evlilik şart mı cinsel ilişki için?
- Mesele cinsel serbestlikle üstesinden gelinecek denli basit
değil. 30 yaşlarına kadar ertelenmiş cinsellik genç ruhlar için ne
denli büyük bir yükse, cinsel serbestlik de o denli büyük bir yük!
Evlilik öncesi farklı deneyimler ruhun safiyetini zedeliyor; eşlerin
birbirlerine hürmetini azaltıyor. Büyümüş de küçülmüş çocukların hayata
bakışı ne kadar sağlıklı olabilir? Pamuk Prenses, beyaz atlı prensini,
masallarda anlatıldığı gibi, artık uyuyarak beklemiyor. Vaktini boş da
geçirmiyor. İşin kötü tarafı, beyaz atlı prens de bu gerçeğin farkında.


- Çözüm ne olabilir peki?
- Çözümün ne olduğunu bilmiyorum ama tartışmak, 'Bir şeyler yanlış
gidiyor,' demek istiyorum. Toplumsal sorunları çözümleyebilirim ama
çözemem. Dindar zekâların bu tartışmayı derinlere taşımaları gerekir.
Başörtü meselesinden daha vahim bir problem bu, niye ses yok?

- Osmanlının ruhu sinmiş camiler üzerinden örneklerinize dayanarak Şakirin Camii nasıl bulduğunuzu merak ediyorum.
- Bu teşebbüsü, sırf yeni bir şey denemek bakımından bile önemli
buluyorum. Ancak bir camiden çok, bir tekkeye yakıştırıyorum. Cemaatin
hissiyatına yabancı ellerin ürünü Şakirin Camii. Çünkü cami -adı
üzerinde- ortak yönelimlerin, ortak ilgi ve kabullerin mekânı. Tekke
ise daha öznel duyguların, daha mahrem zevklerin, daha rafine
ilgilerin... İç dizaynı da organik değil, mekanik, hatta metalik...
Kınamamalı, çağının ruhunu yansıtıyor. İçe değil, dışa bakıyor. Eşyanın
hakikati ise umurunda değil.

- Perihan Mağden'le akraba ruhlar olduğunuzu söylüyorsunuz...
- Mağden'in uyumsuzluğunu, huzursuzluğunu ciddiye alırım. Başı
kendisiyle belada bir yazar. Kendisiyle, yani gerçekte babasıyla,
zahirde ise annesiyle... Öfkelendiğinde dili de, zekâsı da
keskinleşiyor. Kalemini çokluk namussuzlara karşı kullandı. Gerçi bazen
ortayı bulmaya, vasata yanaşmaya çalıştı ama beceremedi. İyi ki
beceremedi.

[b]ONLAR İÇİN NE DÜŞÜNÜYOR?
[/b]* Elif Şafak'ın Aşk kitabınının eleştirisinde bir sanatçının
eleştirisi yoktu. Ben sadece Türkçe özürlü bir ev kadının içinde yer
aldığı bir mühendislik projesine yönelttim oklarımı.
* Ahmet Arsan'ın dolaştığı sokakların abileriyle çok kavga ettim. Çoğunun sloganı vardı, çıkarı vardı, ama fikri yoktu.
* Cübbeli Ahmet'in jet-skide görüntüsü dişil, Ayşe Arman'ın türbanlı
görüntüsü ise eril. Şayet taraflardan biri eksik olsaydı, tablo
tamamlanmamış olurdu.
* Perihan Mağden'in uyumsuzluğunu, huzursuzluğunu ciddiye alırım. Başı
kendisiyle belada bir yazar. Kendisiyle, yani gerçekte babasıyla,
zahirde ise annesiyle...

[b]YAŞAM, MODERN EVLİLİKLER İÇİN UZUN

- Bir de yurtdışı maceralarınız var sizin...
[/b]- 95'ten beri konferans vermek amacıyla birkaç defa Almanya'ya
gidip geldim ama esaslı gidişim 2001'dedir. Berlin'de bir buçuk yıl
kaldım. Bir yandan mantık ve felsefe dersleri verdim, öte yandan
Almanca öğrendim. O sırada ailevi sorunlarım baş gösterdi, eşimden
ayrıldım. Bir dil kursuna yazıldım ve dört beş yıl boyunca Paris'i
kendime mesken edindim.

[b]- Toplumsal olaylarla başınız bu denli beladayken evliliği yürütememeniz de normal olsa gerek.
[/b]- 24 yaşında evlendim, iki kızım oldu. 16 yıl sonra ayrıldık.
Yaşam modern evlilikler için çok uzun! Ayrıldıktan iki sene sonra eşim
ABD'ye master yapmaya gitti. Çocuklarla birlikte oraya yerleştiler.
Kızlarım orada liseyi bitirip geçen yıl üniversiteye başladılar. Son
yedi-sekiz yıl içinde ilk kez, o da bu yaz kızlarımla üç ay birlikte
olabildim. Heraklitos "Kişinin karakteri yazgısıdır," der. Sanırım
yalnızlık mizacımın gereği. Toplumla, toplumsalla pek işim olmuyor.
Kitapların dostluğu bambaşka! İhanetlerinde bile asalet var!

- [b]Ürkmenizin sebebi, çok genç yaşlarda siyaseten 'aldatılmanız' olabilir mi?
[/b]- Bilakis, cezaevlerine giren insanlarda toplumsallık duygusu
yoğunlaşır. Böyleleri ya ideolojik iddiaları üzerinden varolmayı
sürdürürler ya da küsüp başka alanlara yönelirler. Ben öyle yapmadım.
Okumayı sürdürdüm. Yalnız ve tek başıma, okuma merakım beni nereye
götürüyorsa oraya gittim. Mesela dairemi tamamlayabilmek için,
gerektiğinde iki yıl hiç ara vermeden tıp ve klasik anatomi okudum.
Öğrenmek yalnızlaştırır, öğretmekse toplumsallaştırır. Düşünmenin
ıstırabı kişinin toplumla olan bağlantılarını koparır. O da bir tek
koşulla, düşünmenin hakkını vermek koşuluyla...

[b]- Klasik tıptan öte bayağı bir şeyler çalışmışsınız aslında. Arapça, Farsça, İbranice, felsefe, ahlak, estetik...
[/b]- Yaşama geç kalmış olarak başladım çünkü. Hayattaki en büyük
korkum, zamanı boşa geçirmek. Öte tarafta hesaba çekilirken, melekler
belki zekâ seviyemi, kabiliyetimi yeterince gelişmiş bulmayabilirler
ama kendilerine yine de çok çalıştım diyeceğim. Latife bir yana,
kendimi hep İslam dünyasının yetersizliğinden bir tek ben sorumluymuşum
gibi hissederim.

http://www.sabah.com.tr/Ekler/Pazar/Rop ... daha_vahim
Kullanıcı avatarı
vefa
 
Mesajlar: 4467
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen vefa » Prş Şub 18, 2010 7:26 pm

http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Defaul ... eCundioglu
-->
Ertelenmiş Cinsellik

Her ağaç, köklerini gönlünce derinliklerine salabileceği bir toprağa, dallarını da özgürce boşluklarında yükseltebileceği bir göğe ihtiyaç duyar.

VE dahî her ağaç suyunu toprağından, ışığını ise göğünden temin eder.

Kendi toprağından... ve kendi göğünden...

Bilgi ağacının kaderi bu!

Hayat ağacının kaderi sanki farklı mı, o da böyle!

Daralan toprağımızda bereket, kısıtlanan göğümüzde aydınlık kalmadı. İşte bu yüzdendir ki suyumuz az, ışığımız yetersiz. O zayıf, o çelimsiz dallar, göğe yükselebilmek için ihtiyaç duydukları özsuyu emebilecekleri geniş topraklardan mahrumlar.

Biz zavallılar, koca bir çınarı, dibini çay bardağıyla sulayarak yaşatabileceğimizi sanıyoruz.

Gün-be-gün gözümüzün önünde çürüyor oysa. Kocaman ve fakat kof bir gövde. Kurtlanmış, kırılgan, cılız kökler. İstese de bir türlü çiçeklenemeyen hastalıklı ve güçsüz dallar.

Bu çınarın etrafına dökülen betonu nasıl kırıp da toprağını havalandırabiliriz?

Acaba çevresine örülmüş o kalın duvarları hâk ile yeksan edebilir, dallarının göğe yükselmesine engel olan o mâhud çelik fileleri parçalamaya muktedir olabilir miyiz?

* * *

Bu soruya, herkes, kendi çabaları miktarınca cevap versin!

Kendi tutkuları kadarınca!

Kendince.

Benim cevabım şimdiden belli olmuş olmalı.

* * *

— "Eğer benim bildiklerimi bilseydiniz az güler, çok ağlardınız. Yüksek tepelere çıkıp biteviye göğsünüzü yumruklar, salya sümük bir hâlde Rabbinize yalvarıp yakarırdınız."

Rivayet oldur ki Efendimizin bu hitabı üzerine Cebrail gelir ve kendisine der ki:

— "Yâ Muhammed! Rabbin, sana, kullarını daha fazla ümitsizliğe sevkedebilecek sözler sarfetmekten kaçınmanı emrediyor."

Bu uyarı üzerine, Efendimiz, çevresindekileri müjdelemeye başlar.

* * *

Müjdeler işitmeyi hak ettiğimizi sanmıyorum. Öyle ya, bizlerin teselli olunacak denli yoğun bir ızdırabımız hiç olmadı ki! Şifadan vazgeçtim, belânın bile farkında değiliz.

Mirasçısı olduğumuz hazinenin ancak fiyatını bilebiliyoruz, değerini değil!

Biraz hesaplıyoruz; sayıyor ve ölçüyoruz, ve fakat hissetmiyor, daha da önemlisi düşünmüyoruz. Hissetseydik veya düşünseydik, hiç kuşkusuz ki az güler, çok ağlardık.

Kısaca, şekavetin iki sebebiyle başımız belâda: gaflet'le ve cehalet'le. Yani kendimizden de bî-haberiz, çevremizden de.

Dedim ya, suyumuz az (gaflet), ışığımız yetersiz (cehalet).

İşte bu yüzden mesele çıkartmak zorundayım!

Sırf umudu hak edebilmek için!

Başka bir sebeple değil, sadece toprağımıza rahmet yağmurlarını celbedebilmek için!

Sırf insanı insana hürmet ve ihtimama davet edebilmek için!

* * *

Modern toplumlarda (kapitalist üretim biçimi nedeniyle) evlilik yaşı yükseldi. Gençler için neredeyse artık 30 yaş öncesinde evlilik yapmak bir hayal gibi!

Serbest cinsellikten uzak duran dindar gençler için mesele çok daha vahim! Çünkü doğalarını en az onbeş sene kadar baskılamak zorundalar.

Bu durumda sadece cinsellik değil, annelik-babalık da otuz yaşının sonrasına ötelenmiş oluyor.

Niçin?

Kapitalist üretim biçimi ve/veya modern toplum yaşamı böyle buyurduğu için!

Peki bu baskılamanın bir bedeli yok mu?

Var, hem de nasıl!

Baskılamayla geçen onbeş yılın yol açabileceği ruhsal bozuklukları tek tek sıralayacak değilim. Ancak şu kadarına işaret etmek isterim ki modern toplumlarda iffeti bedensel olarak korumaya çalışmanın ruhsal maliyeti hiç de az değil.

* * *

Ertelenmiş cinselliğin tahrib ettiği ilk duygu, toplumsallık duygusu. Kendi bedenini sevmek zorunda kalan milyonlarca genç! Kendi kendine bütünleşmeye çalışan... kendi kendine yettiğine kendini inandıran... doğanın bütün yükünü ruhlarına taşıtmaya çalışan milyonlarca zavallı beden!

Tam ortadan ikiye ayrılan bir bilinç! Kendi kendini tatmin etmek zorunda kalan bir beden, ve her defasında kendinden ve etrafından tiksinen bir ruh!

Modern yaşamın sözde zorunlulukları, kendilerini kendi doğalarının isteklerine karşı korumaya çalışan dindar gençleri birer zorunlu rahib ve rahibeye dönüştürmek emelinde! Üstelik onlara bir de manastır imkânı sunuyor: güya internet aracılığıyla aydınlanan loş odalar.

Şimdi o loş odaların herbiri birer sanal manastır!

* * *

Eşini bulamamış ruhların kendi kendilerini tatmin etmelerinin değil, tek başına bir bütün(lük) teşkil etmeyi bir halt sanmalarının ağır sonuçlarına dikkat çekmeye çalışıyorum.

Toplumsallık duygusunun (Gemeinschaftsgefühl) yaralanması nedeniyle hastalıklı bireysellikler ortaya çıkıyor. Meselâ fedakârlık duygusu zayıflıyor. Diğergâmlık. Çağdaş ve hodgâm nefislerde —tarihte pek benzeri görülmemiş ölçülerde— yıkıcı bir bencillik yeşeriyor. "Ben... ben... ben..." diye diye benlikleri ezip geçen bir tür virüs sanal orgazmlara yol açıyor. Bu sürecin sonundaysa insanın en değerli hassası, sahiciliği yok oluyor.

Yeni dünyagörüşümüzün alâmet-i farikası: simulakrum.

Artık sorunlarımız ahlâktan çok tıbbı ilgilendiriyor.

* * *

Söyler misin ey talib, hangi ben bu? Tatmin edilen ben mi, tatmin eden mi?

Tevazudan nasibini almamış, güya kendine yeten, mütekebbir ve müstağni, çift başlı ben midir o HAK olduğuna inandığın BEN!

Bil ki bedenin kendi kendini tatmin etmesi bir yük, ruhun kendi kendini tatmin etmesi ise çok daha başka bir yüktür!

Nâdanın homurdanmasını önemseme de sen hayat ağacına sahip çık! Bedenine! Bilgi ağacını ise sakın güneşten uzak tutma! Ruhunu!

Kısacası, vuslat-ı a'zamı geciktiren bu dünyayla kavgayı sürdür!

Israrla olup bitene anlam vermeye çalış!

Alma, bu sefer ver!


http://yenisafak.com.tr/yazarlar/Defaul ... eCundioglu
Kullanıcı avatarı
vefa
 
Mesajlar: 4467
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen Guest » Prş Şub 18, 2010 9:29 pm

bir ben varki..benim içimde benden öte bende ziyade..
Guest
 

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen LuckyLuke » Cmt Şub 20, 2010 2:46 am

Ben bu kadınlar erkekleşmeye başladı vs söylemlerini açıkçası biraz hamasi buluyorum ve her seferinde farklı bir formuyla karşılaştığımız insanlar yanlızlaşıyor, şu oluyor bu oluyor, modern zamanlara karşı post modern bir anti modernite mantelitesi ile karşılaşıyoruz.

hayır aslında ne insanlar yanlızlaşıyor, ne kadınlar şu ya da bu şekle bürünüyor, sadece insanlık içinde bulunduğu zamana uyum sağlayabilecek yöntemler geliştiriyor, ama gene de özellikle Türkiyedeki bazı insanlar "kapitalist dünya" söylemiyle başlayan cümleler kurmaktan kendilerini alamıyorlar.

bu bir geçiş süreci, bu süreç sonunda bir şekilde birşeyler rayına oturacaktır.

özellikle de toplumumuzda insanlar başkalarının hayatlarıyla ilgilenmeyi bırakıp kendi hayatıyla ilgilenmeye başladığı zaman.
LuckyLuke
 
Mesajlar: 21
Kayıt: Pzr Kas 01, 2009 4:52 am

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen tigerEye » Cmt Şub 20, 2010 6:40 am

Vefa bey haddim değil ama düşüncemi yinede yazmak istedim.

İnanç dünyası başlığı altındaki konulara karşıt görüş yada ek bir görüş yazmayı (kendi adıma) uygun bulmuyorum bu yüzden bu konunun Normal evliliğe dair konular yada basılı yayın gibi başka bir başlıkta olması ,altına daha kolay yorum yapılmasını sağlardı diye düşünüyorum.

Konuya gelince sanırım modern yaşamın gereği gençlerin evlenme yaşının 30 ları bulduğu, ve bu yüzden ertelenmesi gereken cinselliğin kişilerde oluşturdu ruhsal tahribat mevzu bahis.

Fakat bu sorun sadece modern batının sorunu değil. Gelişmemiş toplumların bundan çok daha büyük sorunları var cinsellik bakımından. Buda çok erken yaşta yapılan evlilikler ve çocuk yaşta cinsellik. biliyoruzki gelişmemiş toplumlarda evlilik yaşı 8,10,13 lere kadar düşüyor. bence önce bu sorunu gündeme getirmeli.

saygılarımla.
Forumu amacına uygun ve özenle kullanalım. Söz uçar yazı kalır...
Kullanıcı avatarı
tigerEye
 
Mesajlar: 157
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen vefa » Cmt Şub 20, 2010 12:14 pm

Tigereye,

Elbette dediğin sakatlıklar doğru. Çocukların evlendirilmesi veya gelişmemiş toplumlardaki adetleri kimsenin onaylayacağını sanmıyoruz zaten. Üstteki yazar da bu bağnazlıkları onaylamaz asla. O yuzden sanki öyle bir durum varmış gibi, asıl konuyu bırakıp, diğer uç yönlere gidersek, bu başlık boşa açılmış olur..

Bu yazıyı inanç bölümüne açtım. Evet, tam oturmadı, haklısın. Eğer forumda TOPLUM-KÜLTÜR-FELSEFE konularına ait bir bölüm olsa, çok daha uygun olurdu.

Ve üstteki yazıda bahsedilen ertelenmiş cinsellik sorunu, bizzat bizim toplumumuzda da yoğun olarak yaşanıyor.

Ve dikkat ettiyseniz, burada sadece modern yaşam değil, dini bağnazlıklar da eleştiriden ciddi olarak payını alıyor.

Konudan sapmadan devam edersek.. Aslında dini konuları konuşmayı sevmeyenler için bu başlıkta sitemizi ve sitedeki çoğu üyeyi ilgilendiren çok önemli başka bir durum daha var. :

Bütün bu üstte bahsedilen verilere, bir de engelli bireyleri katacak olursak....

Engellilerin zaten bir eş bir sevgili veya sadece bir partner bulabilmesi bile çoğu zaman büyük mücadele gerektiren bir iş. Dolayısıyla, modern hayatın getirdiği bazı sorunlar-bağnazlıklar-tabular ile donanmış bir toplumda, engelli bireyin cinsel olarak huzur ve keyifli bir yaşama kavuşabilmesi çok çok çok zor.

Ve çok acıdır ki, toplumdaki çoğu kimsenin zaten umrunda da değil bu durum.

Dolayısıyla, engelliler diğer toplum üyelerinden kat kat yoğun olarak, "ertelenmiş cinsellik"ten kaynaklanacak fizyolojik, ruhsal ve davranışsal sorunlarla muhataptır.
Kullanıcı avatarı
vefa
 
Mesajlar: 4467
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen azel » Sal Mar 09, 2010 2:20 pm

http://www.metacafe.com/watch/1816347/p ... erkan_can/
videodaki diyalog:

bu zihniyet insanoğlunu yıllarca yedi bitirdi biz nersinden kurtardık onu söyle
en azından küçükken anamızın koynunda masal dinlerdik abi
masallarda berbattı be selim
ben çok severdim be abi
hep böyle mutlu sonlar güzeldi yani
sana öyle geliyor pantolonun üstünden
neydi o karının adı
hani 7 tane götten bacaklını evine giriyorda
pamuk prenses mi
hıh
şimdi bu pamuk prenses neden hiçbir cücenin koynuna girmedi
cüce olduklar için abi
cüce oldukları için
çocuklara verilen mesaj bu işte
neymiş cüceler sevişemez
peki bu cüceler insan değil mi senden benden ne farkı var
senden benden ne farkı var hıh
işine geldiğinde boyutu değil işlevi deyip işin içinden çıkıyorsun höteretlik yapıyorsun
Sonra da cüceler pamuk helva yiyemez
yok ya olmaz öyle şey

Mübalağa var elbet, ama birilerinin gözünü açmak için bazen ançak böyle balyoz indirmeli başlarına,
Dinlediğiniz tüm masallara bir de bu bakışla bakın bakalım neler çıkacak ortaya, sakatlar ve sakatlık bir çocuğun bilinçaltına nasıl işleniyor hiç düşündünüz mü???
-->
"Ertelenmiş cinsellik", bununla ilgili olarak sakatların durumunda; masum sandığımız masallar bile ne kadar etkili, buyrun işte "pamuk prenses ve yedi cüceler", bir de burdan izleyin arkadaşlar,




http://www.metacafe.com/watch/1816347/p ... erkan_can/
videodaki diyalog:

bu zihniyet insanoğlunu yıllarca yedi bitirdi biz nersinden kurtardık onu söyle
en azından küçükken anamızın koynunda masal dinlerdik abi
masallarda berbattı be selim
ben çok severdim be abi
hep böyle mutlu sonlar güzeldi yani
sana öyle geliyor pantolonun üstünden
neydi o karının adı
hani 7 tane götten bacaklını evine giriyorda
pamuk prenses mi
hıh
şimdi bu pamuk prenses neden hiçbir cücenin koynuna girmedi
cüce olduklar için abi
cüce oldukları için
çocuklara verilen mesaj bu işte
neymiş cüceler sevişemez
peki bu cüceler insan değil mi senden benden ne farkı var
senden benden ne farkı var hıh
işine geldiğinde boyutu değil işlevi deyip işin içinden çıkıyorsun höteretlik yapıyorsun
Sonra da cüceler pamuk helva yiyemez
yok ya olmaz öyle şey

Mübalağa var elbet, ama birilerinin gözünü açmak için bazen ançak böyle balyoz indirmeli başlarına,
Dinlediğiniz tüm masallara bir de bu bakışla bakın bakalım neler çıkacak ortaya, sakatlar ve sakatlık bir çocuğun bilinçaltına nasıl işleniyor hiç düşündünüz mü???
Forumu amacına uygun ve özenle kullanalım. Söz uçar yazı kalır...
Kullanıcı avatarı
azel
 
Mesajlar: 75
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm

Re: Ertelenmiş Cinsellik

Mesajgönderen vefa » Çrş Mar 10, 2010 2:43 pm

http://books.google.com.tr/books?id=Neo ... ik&f=false


Binbir Gece Masalları, hafızalarımıza hep çocuk masalları olarak yerleşmiş. Ama Şehrazadın öyküleri tam hayatı anlatıyor...

Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır. Güya aşktan söz ederler; oysa hainlik onları sarıp giysilerinin titreşiminde şekillenir. Yusuf`un dediklerini saygıyla anımsa; Adem`i cennetten kovdurmak için iblisin kadını kullandığını unutma! Kendine de güvenme! Bir işe yaramaz! Çünkü yarın, bağlandığın kişide saf aşkın yerini çılgın bir tutku alacaktır. Hele hiç şöyle deme: Aşka düşersem, aşıkların çılgınlığına kapılmayacağım! Sakın bunu söyleme! Çünkü gerçekte kadınların ayartısından yakasını sıyırmış bir erkek, olmayacak şeydir...

Bu satırlar, herkesin çocukluğundan hatırladığı bir eserden. Hafızalarınızı yokluyor, ama hatırlayamıyorsunuz, değil mi? Oysaki bu satırlar, defalarca kitaplarda okuduğumuz, televizyonda ya da sinemalarda izlediğimiz Sindbad, Alaaddin`in Sihirli Lambası ya da Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi masallarla aynı kitapta, Binbir Gece Masallarında yer alıyor.

Binbir Gece Masalları hakkında neler biliyoruz? Kaç kişi bu kitabı sonuna kadar okudu? Bununla ilgili ilginç bir söylenti var: Bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimse okuyamamış. Üstelik okuyabilen de ölürmüş...

Binbir Gece Masallarının öyküsü gizlerle dolu. Bütün bunların geçmişleri ya da çıkış noktaları tarihin bilinmeyen zamanlarında ve doğunun uçsuz bucaksız topraklarında kayıp. Onları kim ya da kimler uydurmuş? Işıltılı ve renkli anlatımlar yüzlerce yıl sonraya nasıl aktarılmış? Masalları anlatan

Şehrazad kimdi?

Resim


Devamı > http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00523/



İsmail Gezgin, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi genellikle kızlara anlatılan masallardaki şifreleri irdelemeye çalıştığı, ancak sembolleri açıklamakta yetersiz kaldığı, tüm bu imgelerin Doğu masallarındaki izdüşümüne değinmediği bir ön çalışma niteliğindeki kitabında kan, aşk, şehvet, tutku, kadın, erotizm, günah, suç, bekaret, baştan çıkarma, korku gibi temalar çerçevesinde, Proppyen masal çözümlemesine yaklaşmış. Handiyse tümünün anlatı çerçevesinin, prenses ya da benzerince idealize edilen evlilik işlevi etrafında kurulduğu masalların, baş kahramanları her ne kadar kadınlarsa da erkek kahramanın muradı daima baskın çıkar. Saflığın ve masumluğun temsilcisi bakire kızlar cinsel bir obje olarak görülmelerine karşın işlevsel ve yaşanan bir cinsellik içinde değildirler. Cinsel işlev ya da işlevsizlik durumu, peri kızlığından cadılığa, üvey analıktan kocakarılığa geçiş evreleriyle belirlenir. Cinsel işlevi azaldığı, arındığı oranda serbestleşir, toplumsal kabul görür ancak kadın. Masal evreninin “femme fatale” ya da demonik kahramanları olan cadılar, büyücüler, üvey anne ve kardeşler, peri kızlarını ve prensesleri meşru yoldan çıkarmakta, bakireyi, fallik objelerle dolu, cinselliğin yasak ve cezbedici imgeleriyle yüklü mekânlara taşımakta erkeğin en büyük yardımcısıdır. Eril iktidarın gizlenmesinde birincil süpablardır cinsiyetsiz, fakat fitneyle hemhâl zelil bir kösnünün göstergesi bu yardımcı kadın tipolojileri... Erkekler yine usta bir manevrayla kadını kadının kurdu kılar. Onların, bir kültürün ritüellerini sürdürerek bilinçaltlarındaki kadın korkusunu mitsel canavarlara, kadına karşı tecavüz ve şiddet mitlerine dönüştürmesine karşı yazılan feminist masallara -Gezgin’in hiç değinmediği-, bu masalların yazarlarına getirmek istiyorum sözü son olarak. Evlendiği barondan uğursuz bir miras olarak frengi hastalığı kapan ve bedenindeki aksaklığı masalların dünyasında dönüştüren Karen Blixen (Isak Dinesen), Seven Gothic Tales’de kahramanlarını, Boccaccio'nun Decameron’u, Canterbury Masalları, E.T.A.Hoffman'ın Masalları’ı ve Binbir Gece Masalları’nı andıran fantastik bir dünyada gezdiren; Winter's Tales de İskandinav halk masallarından yararlanarak genel kabulleri dönüştüren bir efsane cadısıdır. Yine bedenindeki bir aksama sürecinde yarattığı “Pippi Uzun Çorap” karakteriyle, masaldan hayata, Hollywood filmlerinden kadınların birbirlerine bakışlarına transfer olan prototipi felçeden Astrid Lindgren’in küçük anarşist kızı geleneğe, ahlâka ve kurumlara başkaldırır. Kanlı Oda’da “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Pamuk Prenses” masallarını feminist bakış açısıyla yeniden yazan Angela Carter, masalı belirsiz zamandan kurtararak şimdiye getirir. Anlatıcı ile anlatılan arasındaki ayrışmanın son bulduğu bu metinlerde Carter, masalın özgün seyrine bağlı kalsa da rollerin değişimi ve kullandığı tekniklerle içerikleri bozuşturan postfeminist bir yapı kurar. Genç, deneyimsiz, bâkire oldukları için adeta “yarı-dünyalı” muamelesi gören kızlardır kahramanları. Antonia Susan Byatt, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı'nda kadına içkin doğayı gerçeklikle harmanlayıp Viktoryen masallar anlatır; masalları ters yüz ederek ormana, cadılara, kurtlara atılan çocukları ve bilinçaltındaki ödül-ceza mekanizmasını irdeler. Birer ucubeyi andıran ceninler ve grotesk bebekler, Byatt’da olduğu gibi Joyce Carol Otaes’ın gotik masallarında da çıkar karşımıza. “Arsız” ve cüretkâr bir masal seçkisi olan Feministlere Masallar’da ise Meave Binchy, Zoe Fairbairns, Ivy Bannister, Mary Dorce, Leland Bardwell, Mairide Woods, yine mağdur, mağlup, mağrur, mahkum ve maharetli kadınları dönüşüme uğratır. Krallar, prensler, prensesler, günümüzün kahramanlarıyla yer değiştirir; paranın kralları ya da onların çocuklarıdır yeni kahramanlar. Ataerkinin, kodlarını aktaramadığı an, kadını iğdiş etmenin aracına dönüştürdüğü masallardaki cinsel tahakkümle, etnik, dinsel ve sınıfsal ayrımcılıkla kimi kadınlar korkusuzca savaşabilir; bu fantastik evrendeki cadılardan ve büyücülerden korkanlar ise bir türlü büyüyemeyen erkeklerdir.

Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız'dan İlk Günah'a
İsmail Gezgin, Sel Yayınları, 127 sayfa

Kaynak > http://kritisyen.blogspot.com/2008/05/f ... allar.html
-->
Azel, sağ olasın, ilgili sahnesinden bahsettiğin o kısa filmi epey bir süre evvel seyretmiştim. Ve evet, filmdeki en dikkat çekici bölüm bu sahne. Benim de aklıma kazınmıştı... Ötelenmek, yok sayılmak ve bunun taa çocukken beyinlere işlenmesi..

Masallar! Çoğu bilindik masalın içindeki sembollerin neleri temsil ettiğini az çok biliyordum. Özellikle “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi çok bilindik Avrupa masallarının asıl hallerinin çok korkunç ve kanlı olduklarını da biliyordum..

Ama bu vesiyleyle araştırdım ki, bu konuda birkaç kitap bile yazılmış.

Ve bu konuda bulduğum birkaç alıntıyı sizlerle paylaşayım...:

Masal estetiği > Yazar: Ali Fuat Bilkan > Sayfa 66 son paragrafı okuyun >> Tıklayın >> http://books.google.com.tr/books?id=Neo ... ik&f=false


Binbir Gece Masalları, hafızalarımıza hep çocuk masalları olarak yerleşmiş. Ama Şehrazadın öyküleri tam hayatı anlatıyor...

Dostum, kadınlara inanma! Vaatlerine gül geç! Çünkü onların iyi ya da kötü halleri ferçlerinin heveslerine bağlıdır. Güya aşktan söz ederler; oysa hainlik onları sarıp giysilerinin titreşiminde şekillenir. Yusuf`un dediklerini saygıyla anımsa; Adem`i cennetten kovdurmak için iblisin kadını kullandığını unutma! Kendine de güvenme! Bir işe yaramaz! Çünkü yarın, bağlandığın kişide saf aşkın yerini çılgın bir tutku alacaktır. Hele hiç şöyle deme: Aşka düşersem, aşıkların çılgınlığına kapılmayacağım! Sakın bunu söyleme! Çünkü gerçekte kadınların ayartısından yakasını sıyırmış bir erkek, olmayacak şeydir...

Bu satırlar, herkesin çocukluğundan hatırladığı bir eserden. Hafızalarınızı yokluyor, ama hatırlayamıyorsunuz, değil mi? Oysaki bu satırlar, defalarca kitaplarda okuduğumuz, televizyonda ya da sinemalarda izlediğimiz Sindbad, Alaaddin`in Sihirli Lambası ya da Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi masallarla aynı kitapta, Binbir Gece Masallarında yer alıyor.

Binbir Gece Masalları hakkında neler biliyoruz? Kaç kişi bu kitabı sonuna kadar okudu? Bununla ilgili ilginç bir söylenti var: Bu kitabı baştan sona şimdiye kadar kimse okuyamamış. Üstelik okuyabilen de ölürmüş...

Binbir Gece Masallarının öyküsü gizlerle dolu. Bütün bunların geçmişleri ya da çıkış noktaları tarihin bilinmeyen zamanlarında ve doğunun uçsuz bucaksız topraklarında kayıp. Onları kim ya da kimler uydurmuş? Işıltılı ve renkli anlatımlar yüzlerce yıl sonraya nasıl aktarılmış? Masalları anlatan

Şehrazad kimdi?

Resim


Devamı > http://www.focusdergisi.com.tr/kultur/00523/



İsmail Gezgin, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Cindrella”, “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” gibi genellikle kızlara anlatılan masallardaki şifreleri irdelemeye çalıştığı, ancak sembolleri açıklamakta yetersiz kaldığı, tüm bu imgelerin Doğu masallarındaki izdüşümüne değinmediği bir ön çalışma niteliğindeki kitabında kan, aşk, şehvet, tutku, kadın, erotizm, günah, suç, bekaret, baştan çıkarma, korku gibi temalar çerçevesinde, Proppyen masal çözümlemesine yaklaşmış. Handiyse tümünün anlatı çerçevesinin, prenses ya da benzerince idealize edilen evlilik işlevi etrafında kurulduğu masalların, baş kahramanları her ne kadar kadınlarsa da erkek kahramanın muradı daima baskın çıkar. Saflığın ve masumluğun temsilcisi bakire kızlar cinsel bir obje olarak görülmelerine karşın işlevsel ve yaşanan bir cinsellik içinde değildirler. Cinsel işlev ya da işlevsizlik durumu, peri kızlığından cadılığa, üvey analıktan kocakarılığa geçiş evreleriyle belirlenir. Cinsel işlevi azaldığı, arındığı oranda serbestleşir, toplumsal kabul görür ancak kadın. Masal evreninin “femme fatale” ya da demonik kahramanları olan cadılar, büyücüler, üvey anne ve kardeşler, peri kızlarını ve prensesleri meşru yoldan çıkarmakta, bakireyi, fallik objelerle dolu, cinselliğin yasak ve cezbedici imgeleriyle yüklü mekânlara taşımakta erkeğin en büyük yardımcısıdır. Eril iktidarın gizlenmesinde birincil süpablardır cinsiyetsiz, fakat fitneyle hemhâl zelil bir kösnünün göstergesi bu yardımcı kadın tipolojileri... Erkekler yine usta bir manevrayla kadını kadının kurdu kılar. Onların, bir kültürün ritüellerini sürdürerek bilinçaltlarındaki kadın korkusunu mitsel canavarlara, kadına karşı tecavüz ve şiddet mitlerine dönüştürmesine karşı yazılan feminist masallara -Gezgin’in hiç değinmediği-, bu masalların yazarlarına getirmek istiyorum sözü son olarak. Evlendiği barondan uğursuz bir miras olarak frengi hastalığı kapan ve bedenindeki aksaklığı masalların dünyasında dönüştüren Karen Blixen (Isak Dinesen), Seven Gothic Tales’de kahramanlarını, Boccaccio'nun Decameron’u, Canterbury Masalları, E.T.A.Hoffman'ın Masalları’ı ve Binbir Gece Masalları’nı andıran fantastik bir dünyada gezdiren; Winter's Tales de İskandinav halk masallarından yararlanarak genel kabulleri dönüştüren bir efsane cadısıdır. Yine bedenindeki bir aksama sürecinde yarattığı “Pippi Uzun Çorap” karakteriyle, masaldan hayata, Hollywood filmlerinden kadınların birbirlerine bakışlarına transfer olan prototipi felçeden Astrid Lindgren’in küçük anarşist kızı geleneğe, ahlâka ve kurumlara başkaldırır. Kanlı Oda’da “Mavi Sakal”, “Kırmızı Başlıklı Kız”, “Pamuk Prenses” masallarını feminist bakış açısıyla yeniden yazan Angela Carter, masalı belirsiz zamandan kurtararak şimdiye getirir. Anlatıcı ile anlatılan arasındaki ayrışmanın son bulduğu bu metinlerde Carter, masalın özgün seyrine bağlı kalsa da rollerin değişimi ve kullandığı tekniklerle içerikleri bozuşturan postfeminist bir yapı kurar. Genç, deneyimsiz, bâkire oldukları için adeta “yarı-dünyalı” muamelesi gören kızlardır kahramanları. Antonia Susan Byatt, Küçük Kara Hikâyeler Kitabı'nda kadına içkin doğayı gerçeklikle harmanlayıp Viktoryen masallar anlatır; masalları ters yüz ederek ormana, cadılara, kurtlara atılan çocukları ve bilinçaltındaki ödül-ceza mekanizmasını irdeler. Birer ucubeyi andıran ceninler ve grotesk bebekler, Byatt’da olduğu gibi Joyce Carol Otaes’ın gotik masallarında da çıkar karşımıza. “Arsız” ve cüretkâr bir masal seçkisi olan Feministlere Masallar’da ise Meave Binchy, Zoe Fairbairns, Ivy Bannister, Mary Dorce, Leland Bardwell, Mairide Woods, yine mağdur, mağlup, mağrur, mahkum ve maharetli kadınları dönüşüme uğratır. Krallar, prensler, prensesler, günümüzün kahramanlarıyla yer değiştirir; paranın kralları ya da onların çocuklarıdır yeni kahramanlar. Ataerkinin, kodlarını aktaramadığı an, kadını iğdiş etmenin aracına dönüştürdüğü masallardaki cinsel tahakkümle, etnik, dinsel ve sınıfsal ayrımcılıkla kimi kadınlar korkusuzca savaşabilir; bu fantastik evrendeki cadılardan ve büyücülerden korkanlar ise bir türlü büyüyemeyen erkeklerdir.

Masalların Şifresi; Kırmızı Başlıklı Kız'dan İlk Günah'a
İsmail Gezgin, Sel Yayınları, 127 sayfa

Kaynak > http://kritisyen.blogspot.com/2008/05/f ... allar.html
Kullanıcı avatarı
vefa
 
Mesajlar: 4467
Kayıt: Çrş Oca 28, 2009 3:19 pm
Başa Dön


Dön İnanç Dünyasında Evlilik ve Aile Kavramı

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir